Kategoriler

6 Haziran 2020 Cumartesi

NIETZSCHE - Deccal Hristiyanlığa Sövgü



Deccal Hıristiyanlığa Sövgü / Friedrich Nietzsche
Orijinal Dilden Çeviren: R. Gözde Türker
DOĞU BATI Y.


Almancasını da yazacağım havalı olsun.
Der Antichrist: Versuch einer Kritik des Christentums



Sevgili Buffy'min ilk göz ağrısı olan bu kitabı okumak en başta benim için bir görev gibiydi. Hiç Niçe okumamış biri olarak önce çok zorlandım (Başlığa adını yazarken dahi) ama sonradan kaptırdım gitti. Sadece dediğim gibi okuması çok kolay olmadı. Çevirme aşamasını düşünemiyorum bile!



Çeviri sürecinde, heyecanını paylaştığımı hatırlıyorum... Çeviri bittiği zamanki geleneksel buluşmamız için plan yapıyorduk. Hızlı hızlı çevirmesini söylüyordum ki çok da mümkün değilmiş bu! Bir sene kadar önceydi... Bana çeviri hakkında tüyolar veriyordu, ardından benim çeviri işi çıkagelmişti. Henüz sonuçlanamadı maalesef içinde bulunduğumuz koşullar her sektörü etkilediği için. Bu kitabı benimsemem bir bakıma da bu yüzden. Tanıdığım, sevdiğim birinin emeğinin elimdeki somut hali. Ben de kendi çevirime çoğu şeyden fedakarlık yapıp epey emek harcadığım için ortaya bir kitap çıkarmanın ne demek olduğunu biliyorum. Para, bu emeklerin karşılığını vermese de değer gördüğünü bilmek emekçiyi mutlu ediyor. 
Bu kitabı yazan Niçe, onu konuşturan Gözde'ydi. Çoğu zaman zihnimde sesini duydum özellikle çevirmen notlarında. <3

Niçe'nin kendi türettiği "Moralinsiz" kelimesi de bana önce kendi türettiğimiz sözcükleri (bu sözcüklerden bazılarının jargona dönüşerek çevremizde kullanıldı) sonra da mümkünsüzü hatırlatarak gülümsetti. Evet, Der Antichrist okurken kıs kıs güldüm. Sözcük türetmek, uydurmak çok güzel!

Kitaba gelirsek,

Niçe, söylediği gibi gerçekten de Hristiyanlığın kınamasını yapıyor. Bunu yaparken Budizm, Yahudilik, Müslümanlık gibi dinlerden de bahsediyor. Onun için Hristiyanlık kötü ve aşağılık, bir tek gerçek Hristiyan vardı o da çarmıha gerildi. Böylece İncil İsa'ya ve onun öğretilerine karşı bir Anti-İncil haline geldi. Biz de böyle bir muhabbeti lisede yapardık, "Herkes İncil yazmış, masaya koymuşlar yere düşmeyen gerçek kabul edilmiş" diye..

Sürekli güç istediğinden, güçlü olmaktan bahsedip bunu mutlulukla özdeşleştirirken zayıflıktan nefret ediyor. Böylece zayıfların dini olarak gördüğü Hristiyanlığa karşı bir tepki veriyor. Üstün insan düşüncesiyle, insandaki merhamet, acıma gibi duyguları ağır şekilde eleştiriyor. Almanlardaki bu üstün ırk sevdası ah! 
Ben de Niçe'ye anti-tez yazamayacağımdan ve bu konuda yeterli birikimim olmadığı için düşüncelerine hak verip vermemek üzerine derin bir okuma yapmadım fakat beni düşündüren pek çok cümle oldu. Mesela,


  • "Rahiplerin kurduğu düzenlerin hepsinde günahlar olmazsa olmazdır. Aslında günah gücün uygulanmasındaki araçtır, din adamları ondan beslenir, var olmaları için günah işlenmesi gerekir. En önemlisiyse şudur:  "Tanrı tövbe edeni bağışlar" yani, rahiplere boyun eğeni."
  • "Hayatın anlamını kendisinde değil de öbür dünyada aramak, hayatın anlamını tümüyle yok eder."
  • "Bana ait olan yarın değil öbür gündür. Kimileri ölümden sonra doğar."
  • "Bugün kimsenin sormaya cüret edemediği soruları sormak için gereken güce karşı bir tutkunuz, yasak olana karşı bir cesaretiniz olmalı, labirente dalmak kaderinizde olmalı."
  • "Evet ve hayır sözcüklerinin kusursuz bir şekilde gelişigüzel sarf edilmesiydi bizi hasta eden.... Mutluluğumuzun formülü şuydu: Hedefe varana dek sırasıyla bir evet ve bir hayır. "

Bunun Almancası ne ola Bafi? "Tanrının babahindileri"



***Bu arada, kitapta sık sık adı geçen Pavlus hakkında birkaç hafta önce, Arkeoloji ödevimi yaparken öğrendiklerimden biraz bahsedeyim.

Araştırma ödevim, Konya'nın Meram ilçesine bağlı Hatunsaray (Lystra) Beldesinde, Gökyurt Köyü (Kilistra) içerisindeki Volkanik tüf kayaların oluşturduğu peri bacalarını andıran, taş ormanına benzeyen kayalara ev sahipliği yapan Lystra ve Kilistra antik kentleriyle ilgiliydi.


Klasik çağlarda Konya, Roma İmparatorluğunun sömürgesi olarak, Romalı valiler tarafından yönetilmiş, yerli halk Roma egemenliği altında yüzyıllar boyunca kalmıştı. Roma İmparatorluğu’nun parçalanması ve Doğu Roma’nın Bizans ismiyle siyasal alanda boy göstermesiyle Konya, bir garnizon aracılığı ile yüzyıllar boyunca idare edilmiştir. Pavlus’un Konyayı iki defa ziyaret etmesiyle kutsallık kazanan şehir, sadece Müslümanlar için değil Hristiyanlar için de önemlidir.

Hristiyanlığın yayılmasında önemli rol oynayan Pavlus ve Barnaba, Ikonia’dan sürülüp kaçtıktan sonra Lystra’ya gelince, orada doğuştan bir kötürümü iyileştirmişler. Bunu gören halk, tanrılar “insan kılığına girmiş” diyerek onlara Zeus ve Hermes adlarını takmışlardır. 

Bu iki antik kentin gizemi günümüzde hâlâ çözülmemiştir. Pavlus tarafından Hristiyanlığı yaymak için buraların tercih edilmesi, din mensuplarınca ayrıca önemli bir yer olduğunu gösteriyor. Pavlus’un gezileri sırasına buralarda kurulu olan kentler de daha önceki uygarlıkların keşfi açısından önemli. Mesela, Lystra ve Kilistra'ya  25-30 km uzaklıkta olan Çatalhöyük, on bin yıl öncesine ışık tuttuğu için yakın coğrafyada bulunan bu iki merkezin de üç-dört bin yıla ışık tutacağı düşünülüyor.

*********************************

Sonuç olarak, harika çevirisiyle ilgilisinin okuyup büyük zevk alacağı, benim gibi ilgili olmayanlara da bir şeyler öğretip üzerinde düşünmeye itecek kütüphanenizde bulunması gereken bir kitap.


Sevgilerle, Merveilleux


1 yorum:

  1. Okumuş ve özenle düşüncelerini yazmış olmana inanılmaz sevindim! Üstüne bir de beğenmişsin çevirimi daha nee ^.^ Tanrının babahindileri, bu şekilde çevirmemek için çok direndiğim bir ifadeydi, en hoşuma gitmeyen şeydi çevirimde. Ama kullanmak zorunda kaldım çünkü neresinden bakarsan bak bu anlama geliyordu eğip bükemedim :D Almancasına ayrıca bakmam lazım bir daha :D Üst-insan meselesini Hitler'in yanlış anladığı iddia ediliyor ama kitabı okuyup Nietzsche'nin düşüncelerine biraz dalınca doğru anlamış gibi geliyor bana. Biraz daha okumak, daha derine dalmak lazım tabii. Belki Hitler de bu yüzden yanlış anladı.. Büyük ihtimalle öyle olmuştur :D Arkeoloji kısmını ilgiyle okudum ve vay be... Arkeoloji gerçekten beni büyüleyen bir bilim dalı, bana çok mistik ve doğrusu biraz ürkütücü geliyor. Ama her haliyle büyüleyici! Keşke ülkemizde bu bilimle uğraşanlara daha çok değer verilseydi... Oysa koskoca bergama zeus tapınağının buradan toplanıp almanyaya götürülmesini izlemişiz... Ah keşke, keşke!

    YanıtlaSil